+ Cevap Yaz

Konu: Serdar Yıldırım Hikayeleri

  1. #1
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Smile Serdar Yıldırım Hikayeleri





    KELOĞLAN DÖRT HARAMİLER


    Bir varmış bir yokmuş. Bir Keloğlan varmış. Anasıyla birlikte karınca kararınca geçinip giderlermiş. Bir yıl hiç yağmur yağmamış kıtlık olmuş. Ekinler tarlada meyveler dalda üzümler bağda susuzluktan kavrulmuş. Dereler ırmaklar kurumuş. Bunun üzerine anası Keloğlan'ı iş bulup çalışarak para kazanması ve kışlık yiyecek alması için kasabaya gitmeye ikna etmiş.

    Anasının hazırladığı yiyecekleri torbasına koyan Keloğlan kasabaya gitmek üzere yola çıkmış. Hava sıcak kasaba uzak Keloğlan ormanda dinlenmek için çimenlere uzanmış ama oracıkta uyuyakalmış. Neden sonra uyanmış bakmış yiyecek torbası yok. Üzülmüş dövünmüş söylenmiş etrafı aramış torbayı bulamamış. Çaresiz durumu kabullenip kasabaya doğru yürüyüşüne devam etmiş. Sonunda ormandan çıkıp kasaba yoluna girmiş.

    Keloğlan giderken yol kenarında oturmuş yemek yiyen dört adama rastlamış. Bu adamlar o bölgede hüküm süren soygunlar yapan dört haramiymiş. Keloğlan adamlara selam verip yanlarına sokulmuş ki bir de ne görsün! Torba kendi torbası yedikleri yiyecekler de anasının hazırladığı yiyeceklermiş. Keloğlan torbasını bu adamların çaldığını anlamış ama bir şey yapamamış. Yanında çakı bile yokken adamların bellerine astıkları kılıçlara bakakalmış. Konuşmalarından onların harami olduklarını anlamış ama açlık korkuyu yenmiş:

    " Ağalar karnım çok açtır. Sabahtan beri bir şey yemedim. Yanınıza sokulsam ve iki lokma da ben yesem he olur mu ne dersiniz? "

    Haramiler Keloğlan'a ters ters bakmışlar. Haramilerden biri sormuş:
    " Adın ne senin? "

    " Adım İbrahim ama herkes bana Keloğlan der. "

    " Keloğlan mı? Kel kafandan belli zaten. Biz insanların cebinden parasını ağzından lokmasını alan haramileriz. Yiyecek torbanı aldık canını almayalım. Var git uzaklaş gözüm görmesin seni. "

    Bunun üzerine Keloğlan oradan bir uzaklaşmış ki sormayın.

    Aradan bir ay geçmiş. Keloğlan kasabada odun kırmış yük taşımış getir-götür işlerinde çalışmış ve biraz para biriktirmiş. Bu arada haramilerin kasabalılara eziyet yaptığına şahit olmuş. Karşı çıkan olmayınca kasaba meydanında haraç vermedi diye adam dövdüklerini görmüş.

    Keloğlan ayrılmadan önce kasabalıları haramilerden kurtarmaya karar vermiş. Padişaha posta güverciniyle haber uçurmuş. Padişah haramilerin üstüne asker göndermiş. Askerler haramileri yakalamış ve onları zindana atmışlar.

    Böylelikle Keloğlan biriktirdiği paralarla bir eşek satın almış ve kışlık yiyecekleri bu eşeğe yükleyip harami korkusu olmadan köyünün yolunu tutmuş.


    SON

  2. #2
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart





    BÜCÜR ZÜRAFA


    İstanbul Gülhane Parkı’ndaki hayvanat bahçesinde zürafalar için oldukça geniş bir yer ayrılmıştı. Burada anne ve baba zürafa ile iki yavru zürafa kalıyordu. Onlar gün boyu salına salına geziyorlar ziyaretçiler de onları seyrediyordu. Anne ve baba zürafa yıllardır burada bulundukları için durumu kabullenmişler bu hayata alışmışlardı. Fakat yavru zürafaların canı çok sıkılıyordu. Devamlı olarak babalarına “ Babacığım bizler burada daha ne kadar zaman kalacağız? Bizleri masallarda anlattığın o güzel yerlere ne zaman götüreceksin? “ diye sitem ediyorlardı.

    Bir gün yavru zürafalardan biri baba zürafaya şöyle bir soru sordu: “ Babacığım bizler buralara nasıl geldik kimler getirdiler?“ Bunun üzerine baba zürafa: “ Bundan yıllar önce buralardan çok uzaklarda yaşamış dedeniz bücür zürafayı anlatacağım sizlere “ dedi. “ O zaman anlayacaksınız buralara nasıl geldiğimizi. Zürafalar hep uzun boylu boyunlu olurlar fakat dedeniz doğduğunda da küçükmüş. Yıllar geçmiş yaşı büyümüş boyu büyümemiş. Yaşının büyümesiyle birlikte onun kalbindeki özlem daha da büyümüş. Çünkü o bir sirk yıldızı olmak istiyormuş. Yaşadığı çevrede tıkılıp kalmak dar bir kısır döngü içinde ömür törpülemek ona göre değilmiş. Bücür zürafa bu büyük hedefine ulaşabilmek için yaşadığı ormanda gösteriler düzenlemeye başlamış. Orman hayvanları bücür zürafanın gösterilerini ilgiyle karşılamışlar onun yaptığı hayvan taklitlerini zevkle seyretmişler.

    Günlerden bir gün ormana avcılar gelmiş. Bu avcılar yakaladıkları hayvanları hayvanat bahçesine götüreceklermiş. Bir tepenin üzerine çıkıp dürbünle çevreyi gözleyen avcılar karşıdaki düzlükte bücür zürafayı gösteri yaparken görmüşler. Bücür zürafanın hayranlık uyandıran hareketlerini enfes dönüşlerini seyreden avcılar onun tam bir hokkabaz olduğunda karar kılmışlar. Gösteri bittikten sonra bücür zürafayı yakalamak için iz sürmeye başlamışlar. Bücür zürafa hemen anlamış takip altında olduğunu. Bu durum onu hiç şaşırtmamış. Çünkü zirveye giden yolda önüne bir takım yol ayırımlarının çıkacağını biliyormuş. Olanı biteni en ince ayrıntılarına kadar düşünüp planını yapmış. Eğer plansız programsız hareket ederse istenmeyen üzücü olaylar ortaya çıkabilirmiş. Avcıların niyetini kesin olarak bilmek olanaksızmış.

    Sonunda avcılar bücür zürafayı bir bataklığın yakınlarında kıstırmışlar. Sazlıkta yarım daire şeklinde ilerleyen avcılar bücür zürafayı yakalamayı umdukları yerde yeller estiğini görmüşler. Bücür zürafanın ayak izleri bataklığın kenarında yok oluyormuş. Aslında bu durum planın bir bölümünü oluşturuyormuş. Bücür zürafa avcıların takibinden kurtulmak için daha önceden oraya sakladığı bir ağaç kütüğüne binerek uzaklaşmış. Ertesi gün avcıların konuşmalarını saklandığı yerden dinleyen bücür zürafa yakalandığı takdirde hayvanat bahçesine götürüleceğini öğrenmiş. Dört ayağı üstünde hoplaya hoplaya ortaya çıkmış ve avcıların hayret dolu bakışları altında iki perende atmış daha sonra kurt gibi uluyup aslan gibi kükremiş. Bildiği bütün numaraları birbiri peşi sıra sergilemiş ve alkışlar arasında gösterisini tamamlamış.

    Bücür zürafa hayvanat bahçesine getirilince bu bölüme konmuş. Fakat o burada da boş durmamış gösterilerine devam etmiş. Bu arada annemle birbirlerine gönül vermişler. Aradan zaman geçmiş ben doğmuşum. Küçüklüğümü hatırlıyorum da şu demir parmaklıkların arkası bücür zürafayı görmeye gelen insanlarla dolardı. O da gün boyu bıkmadan usanmadan gösterilerini sürdürürdü. Yavrularım bu hayvanat bahçesine yılın belli tarihlerinde uluslar arası bir sirk gelir. Sirk kurulurken sirkin sahibi parkta gezmeye çıkmış. Buradaki kalabalığı görünce ne olduğunu merak edip sokulmuş. Bir süre bücür zürafayı seyrettikten sonra onun dünya çapında bir yetenek olduğuna karar vermiş ve yüksek bir ücret karşılığında sirke transfer etmiş. O ele geçirdiği bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmesini bildi. Bir iki provadan sonra sahneye çıktı. Görülmemiş bir başarı sapladı. Gittiği her yerde on gün kalan ve geceleri bir gösteri sunan sirk bücür zürafayı kadrosuna almasıyla birlikte seyirci patlamasına uğradı ve günde dört-beş gösteri sunar hale geldi. Sirkin o yıl bir ay kaldığını unutmadan söyleyeyim. Ertesi yıl sirk geldiğinde babam bücür zürafa buraya uğradı. Beni annemi ve arkadaşlarını görmeye gelmişti. Çok sevindik. Yanımızda iki saat kadar kaldı. Pek çok ülkede gösteriler sunduklarını gittikleri her yerde yoğun bir ilgiyle karşılaştıklarını anlattı. Sirk yıldızı olmak istemiş bunun için yıllarını vermiş sonsuz gayret göstermiş ve sonunda başarmıştı. Mutluydu. Şimdi anladınız mı yavrularım buralara nasıl geldiğimizi kimlerin getirdiğini? “

    Yavru zürafalar sanki ağız birliği etmişlerdi aynı sözü söylemek için: “ Evet anladık babacığım hem de çok iyi anladık “ dediler ve birbirlerine bakarak kıkır kıkır güldüler. Ortada reddedilmez bir gerçek vardı. Azmin başaramayacağı hiçbir şey olamazdı. Yeter ki gerçekten istenmeliydi. Tutar koparırdın. İdeal kiminin düşüncesinde bir tutku olarak kendiliğinden ortaya çıkardı. Kimi de başarılı birini örnek alarak onun izinden giderdi. İşte yavru zürafalar bücür zürafanın açtığı yoldan yürüdüler onun izinden gittiler. Akşamları gökyüzüne dikkatle bakarsanız yıllar sonra birer yıldız olacak iki yavru zürafanın göz kırptıklarını görürsünüz.


    SON





    GİTARCI ASLAN

    Ormanlar Kralı aslan bir varisi olmadığından yakınıyordu. Nedeni bilinmezdi fakat hiç yavrusu olmamıştı. Bir erkek yavrusu olsa bir iki yıla kalmaz kocaman olurdu. Şöyle yelesini savurarak boy boy dolaşırdı ortalıkta. Ormana asayişi kontrol için çıktığında bir kükre dimiydi suçlular ve suç hazırlığı içinde bulunanlar saklanacak delik aramalıydı. Neden sanki tacını tahtını bırakacağı bir varisi yoktu. Yakın akrabaları falan da yoktu ki onlardan birini yanına alsın yetiştirsin kendinden sonrası için kral olmaya hazırlasın. Kral dediğin soylu olurdu asil olurdu öyle her önüne gelen krallık yapamazdı. Tutsa alelade bir aslanı kendinden sonrası için vasiyet etse yeni kral beceriksiz çıkacak ve yönetim etkisiz kalınca da orman karışıklığa kargaşalığa kaosa sürüklenecekti.

    “ Hayır gözüm arkada kalmamalı “ diye düşündü Ormanlar Kralı aslan. “ Soy kütüğümü tekrar kontrol etmeliyim. Hem bu defa öncekiler gibi olmamalı çok daha dikkatli davranmalıyım. Babamı dedemi ve tüm soyumu sopumu en ince ayrıntılarına kadar incelemeliyim. Mutlaka bulmalıyım damarlarında asalet kanı taşıyan bir aslan mutlaka bulmalıyım. ”

    Ormanlar Kralı aslanın günlerce süren araştırması sonunda meyvesini verdi. Dört nesil öncesinde krallık yapan aslan yerine büyük oğlunu vasiyet edince küçük oğlu bu duruma üzülmüş ve çekip gitmişti. Onun çok uzaklardaki Grandr Ormanı’na gittiği ve orada sakin bir yaşam sürmeye başladığı belirtilmişti. Konu hakkında daha sonra ne olduğu gibi bir bilgiye rastlanmıyordu. Ormanlar Kralı aslan tilkiyi huzuruna çağırdı ve ona durumu anlatıp Grandr Ormanı’nda araştırma yapmasını eğer varsa akrabalarından genç ve yetenekli bir erkek aslanı alıp saraya getirmesini emretti. Tilki tamamen sessiz iş görecek ve dışarıya bilgi sızdırmayacaktı.

    Tilki Grandr Ormanı’na vardığında küçük bir kalabalık gördü.Bu kalabalığın ortasında genç bir erkek aslan gitar çalıyordu. Tilki daha önce gitar çalan bir aslan görmediği için çok şaşırdı. Pek de güzel çalıyordu canım bu aslan gitarı. Gitar sesini yakından dinlemek için ön sıraya geçmek lazımdı. Haydi ne duruyordu geçseydi ya ön sıraya. Tilki kalabalığın arasından sıyrılarak ön sıraya geçti. İşte şimdi gitar sesi kulağına daha bir hoş geliyordu. Bir süre bu gitarcı aslanın konserini dinledikten sonra onun oldukça yetenekli olduğunda karar kıldı. Hani gitarcı aslan hava karardıktan sonra konserini bitirip dinleyenlere teşekkür edip kalkıp gitmese sabaha kadar onun çaldıklarını dinlemeye razıydı. Bu kadar olurdu canım bu kadar olurdu.

    Tilki ertesi gün yoğun bir çaba içine girdi. Sağa gitti sola gitti gezdi dolaştı. Pek çok orman hayvanıyla konuşmalar yaptı. Ne yaptı etti sözü döndürdü dolaştırdı dört nesil öncesinde kral olan aslanın küçük oğlunun ne olduğu nasıl yaşadığı ve soyunun devam edip etmediği sorularını onlara sordu. Konuya doğru dürüst bir açıklama getiren yoktu. Hep ben ne bileyim ben ne bileyim. Fakat iş dedikodu anlatmaya geldi miydi fındık kırdırıyorlardı. Birbirlerinin arkasından demediklerini bırakmıyorlardı. Dedikodu kötü bir alışkanlıktı bunu bari bilselerdi ya..

    Tilkinin Grandr Ormanı’ndaki araştırması on gün devam etti. Sonunda bir yaşlı aslan konuyu aydınlığa kavuşturdu. Kraliyet ailesinden şu anda hayatta olan bir aslan kalmıştı. O da gitarcı aslandı. Tilki için gitarcı aslanı bulmak zor olmadı. Yine aynı yerde konser veriyordu. Tilki konser sona erdikten sonra gitarcı aslanın yanına giderek Ormanlar Kralı aslan tarafından buraya gönderildiğini kralın kendisini konser vermek için saraya davet ettiğini söyledi. Bu teklifi kabul eden gitarcı aslan ertesi gün tilki ile birlikte yola çıktılar.

    Saraya varınca tilki gitarcı aslana kalacağı odayı gösterdikten sonra kralın huzuruna çıktı ve en başından başlayarak olanları anlattı. Damarlarında asalet kanı taşıyan genç ve yetenekli bir erkek aslan nihayet bulunmuştu. Fakat şu gitar çalma işi kralı hem şaşırtmış hem de düşündürmüştü. Nereden aklına gelmişti bilmem ki bu aslanın gitar çalmak? Akşam yemeği sarayın yemek salonunda yendikten sonra gitarcı aslan konserine başladı. Sanki sihirli bir el gitarın telleri üzerinde dolaşıyordu ve dinleyenler bu tellerden çıkan nağmelerle büyüleniyorlardı. Bazı bazı gitarcı aslan sesiyle de iştirak ediyordu bu nağmelere ve gerçekten büyüleyici bir tablo ortaya çıkıyordu.

    Günler günleri kovaladı. Geçen günlerle birlikte kral gitarcı aslanı tanıdıkça daha bir sevdi. Asildi soyluydu bilgiliydi kültürlüydü saygılıydı. Daha ne olsundu canım aynı zamanda kuzeniydi ya bu gitarcı aslan.Yerine vasiyet ederdi olur biterdi.Ama bunu ona nasıl söyleyecekti. İşin en zor tarafına sıra gelmişti. Günler geçip gidiyor fakat kral bir türlü ona söyleyemiyordu. Sonunda kral bir gün cesaret bulup her şeyi olduğu gibi anlattı.

    “ İşte soy kütüğü burada. İşte şunlar dört nesil öncesinde dedelerimizin adları. Benim dedem kral tarafından vasiyet edilince senin deden Grandr Ormanı’na gitmiş. Onun soyundan sadece sen yaşıyorsun. Yani sen benim kuzenim oluyorsun. Benim tahtımın tacımın tek varisi sensin. “

    Kralın anlattıkları gitarcı aslanı hiç şaşırtmadı. Zaten o bütün bunları babasından defalarca dinlemişti. Her şeyi bildiğini krala söyledi. Kral gitarcı aslanı açık sözlülüğünden dolayı kutladı. Çünkü gitarcı aslan her şeyi bildiği halde bildiğini söylemeyiverse hem kendini aldatmış sayılırdı hem de kralı. Kral bunun farkındaydı ve böylesine mert bir aslanın varisliği kabul etmesinden kıvanç duydu.


    SON








    ŞARKICI BÜLBÜL


    Uzaklardan gelen nağmeler kulaklarından ruhunun derinliklerine yayılmıştı İhtiyar Kaplumbağanın. Yuvasından çıktı. Büyük ve ağır kabuğunu zorlukla sırtında taşıyordu. Ayakları ağrıyordu ama olsundu. Sıkıntıya katlanacak fakat en güzel öten en güzel şarkı söyleyen Bülbül’ün konserini kaçırmayacaktı. O Bülbül ki aman efendim bir ses bir nefes! Duyanlar elindeki işini bırakır dinlemeye koşardı.. Zalim bir de yakışıklıydı ki.. Şöyle bir yan döner kafasını yukarıya kaldırıp şarkı söylemeye başladığı zaman dinleyenler mest olur

    “ Ah “ çekerler biçareler mecnunlar “ Of “ çekerlerdi.

    İki ay önce tüm çevre ormanları şampiyonlarının katıldığı güzel ses yarışmasında birinci olup “ Şampiyonlar Şampiyonu “ ünvanını almıştı. Kendisine armağan edilen büyük bir yuvada yaşıyordu. Yuvanın temizliğine ve yiyecek işine yardımcıları bakıyordu. Konserler veriyor çok kazanıyor çok harcıyordu.Yakın dostları arkadaşları yüzleri aşmıştı. Hepsi iltifat ediyor övgüler yağdırıyor çevresinde pervane oluyordu. Bu böyle dört ay daha devam etti. Havalar soğumaya başlamıştı. Orman hayvanları kış uykusuna yatmaya başladılar. Bülbül yakın arkadaşları ile görkemli yuvasında eğlenceler tertipliyor şarkılar söyleyip sabahlara kadar zevk ve eğlence ile vakit geçiriyordu.

    Karlı bir kış günü Bülbül yuvasından çıktı. Daldan dala neşe ile uçarken yoruldu. Terledi. Susuzluğunu gidermek için biraz kar yedi. Tekrar havalandı. Uçtu.Uçtu..Akşamüstü yuvasına geri döndü.arkadaşları evde toplanmışlardı. Bülbül’ün gelmesiyle eğlenceler tekrar başladı. Sabahlara kadar yediler içtiler güldüler oynadılar.Arkadaşları gittikten sonraBülbül odasına girdi. Yatağına yattı. Derin bir uykuya daldı.

    Vakit öğle üzerini geçmişti. Bülbül uyandı. Başı sersem gibiydi. Ter içindeydi. Yutkunmaya çalıştı yutkunamadı. Boğazı yanıyordu. Aklını toplamaya çalışırken dün terliyken soğuk kar yediğini hatırladı. Hastalanmıştı. Hemen doktor Sincap Beyi çağırdı. Doktor Sincap Bülbül’e dinlenme tavsiye etti. Çeşitli ilaçlar yazdı haplar verdi. Bülbül bu tavsiyeleri aynen uyguladı. Birkaç gün sonra iyileşti ayağa kalktı. Ertesi gün odasında yalnız olduğu bir sırada canı şarkı söylemek istedi. Kendisini ne kadar zorladıysa da fark etmedi; sesi eskisine göre daha kalın boğuk ve çatallı çıkıyordu. “ Bu sesle şarkı söylemeye kalkarsam herkesin yanında rezil olurum. Beni alaya alırlar. En iyisi hiç kimseye bundan söz etmemek “ dedi kendi kendine.
    Sonraki üç ay aynı şekilde eğlenceler devam etti.

    Nisan ayı geldiğinde kış bitmiş havalar ısınmıştı. Orman hayvanlarının çoğu kış uykusundan uyanmışlardı.Hemen ormanda konser tertipleyen organizatörler harekete geçtiler. İlk durakları Bülbül’ün yuvasıydı. Büyük paralar vaat ettikleri halde Bülbül bütün teklifleri geri çevirdi. Aslında paraya çok ihtiyacı vardı. Kış mevsimi boyunca dostlarıyla birlikte geçen yaz kazandığı paraları harcamıştı. Hazıra dağlar bile dayanmazdı. Çok uğraşıp çalışıp çabaladığı halde eskisi gibi güzel şarkı söyleyemiyordu. Sonunda orman hayvanları arasında Şampiyon Bülbül’ün sesini kaybettiği hakkında söylenti çıktı. Kimseler evine uğramaz oldu. Hizmetçiler evi terk etmeye başladılar. Bülbül maaşlarını ödeyemez duruma gelmişti.

    …Ve eski şarkıcı Bülbül görkemli yuvasında yalnız kaldı.Çaresizdi. Tarifsiz acılar içindeydi. En güzel şarkı söyleyen şarkıcı seçilmiş konserlerde büyük paralar kazanmış kısa sürede baş döndürücü bir hızla yükselmişti. Gençti tecrübesizdi aldanmıştı. Dostları can arkadaşları neredeydiler şimdi? Fakat onlara da kızamıyordu: “ Beni hiçbirisi zorlamadı ki her gece eğlenceler düzenle paralarını bizim için harca diye. “ Ayrıca soğuk bir kış günü terli terli kar yemişti. Ya buna ne demeliydi?..

    İhtiyar Kaplumbağa günlerdir çok üzgündü. Sesine hayran olduğu yakışıklı Bülbül’ün haline kahroluyordu. Duydukları doğruysa Bülbül sesini kaybetmişti. Bülbül’ü evinde arıyor fakat bulamıyordu. Bir gün ormanın tenha bir yerinde Bülbül’le karşılaştı.

    Kaplumbağa:
    “ Merhaba Sayın Bülbül. Ne zamandır sizinle tanışmak istiyordum. Geçen yıl siz şarkı yarışmasını kazandığınızda ben de seyirciler arasındaydım. Sesinizi ilk kez orada duydum hayran kaldım. Daha sonra verdiğiniz konserlerden hiçbirini kaçırmadım. Siz şarkı söylerken kendimi bulutların üzerinde gibi hissediyorum “ dedi.

    Bülbül:
    “ Ne yazıktır ki hepsi mazide kaldı. Hatıralar hayal oldu. O bülbül yok artık aramızda. Duymuşsunuzdur karlı bir kış günü uçarken yorulmuş ve biraz kar yemiştim. Hastalandım. Hastalık birkaç günde geçti. Fakat sesimi kaybetmiştim. Param çokken yanımdan ayrılmayan dostlarım beni terk ettiler…Her neyse sizi de meşgul etmeyeyim belki işiniz vardır “ dedi.

    Kaplumbağa:
    “ Bakın Sayın Bülbül. Ben tam yüz on yaşındayım. Nice olaylara tanık oldum. Bunca uzun süren yaşamım boyunca kimseye zararım dokunmadı. Aksine birçoklarına yardım ettim ve karşılık beklemedim.Anladığım kadarıyla sesinizi etkileyen ses tellerinizin iltihaplanmasıdır. Dumanlı dağdaki “ Şifa Veren İksiri “ ağır hastalıklar sonucu oluşan arazların giderilmesine birebirdir. Bu iksirin içinde bulunan elementler çeşitli hastalıklara iyi geldiği gibi ses telleri ve gırtlak üzerinde de olumlu etkileri vardır. İksirden günde üç bardak olmak üzere dört gün boyunca içeceksin dört gün sonunda sesinin düzeldiğini göreceksin. Haydi bakalım Sayın Bülbül yolun açık olsun “ dedi.

    Bülbül Kaplumbağa ile vedalaştıktan sonra bir ok gibi gökyüzüne yükseldi. Kaplumbağanın söyledikleri doğru ise ve sesi düzelirse tekrar eski güzel günlere dönebilecekti. Fakat çok daha bilinçli ve tutumlu olacaktı. Bülbül uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra dumanlı dağa vardı. İksirin aktığı pınarı buldu. Dört gün sonunda sesi eski sağlığına kavuştu.Tekrar ormana döndü. İlk işi kaplumbağa ile buluşmak oldu. Son derece sevinçliydiler. Hemen gidip konser tertipleyen bir organizatörle anlaştılar. Bülbül’ün konserler vereceği haberi ormanda büyük yankı uyandırdı. Orman hayvanları akın akın Bülbül’ün büyüleyici sesini dinlemeye koştular.

    İki hafta sonra: Bülbül eski güzel günlere nihayet dönmüştü. Fakat kazandıklarını harcarken tutumlu davranıyor gereksiz harcamalardan şiddetle kaçınıyordu. Bir işe karar vermeden önce Kaplumbağa’ya danışıyor onun söylediklerini harfiyen uyguluyordu. Organizatörlere yardımcısı olduğunu söyleyip ayrıca Kaplumbağa’nın para kazanmasını sağlıyordu. Zevk ve eğlence arkadaşları: “ Neden tekrar evinde eğlence düzenlemiyorsun?..“ diye sorduklarında buruk bir şekilde gülümsüyor “ Yakında arkadaşlar yakında…” diyerek geçiştiriyordu. Bu arkadaşlarıyla daima arasında belirli bir mesafe bırakıyordu.

    En acılı günlerinde karşılık beklemeden yardımcı olan üstün bilgi ve engin hayat tecrübesine sahip bulunan yüz on yaşındaki ihtiyar Kaplumbağa’ya sarılıyor ve “ Bir gerçek dost bin posttan iyidir..” diyordu.

    SON

  3. #3
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart

    Çok eğlenceli hikayeler hepsini okudum vallahi kalemine sağlık


  4. #4
    Ziyaretçilerimize Uyarı!:

    Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~

    Standart

    Çocuklar için çok güzel hikayeler. Elinize sağlık.




    “Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir.”

    Mustafa Kemal ATATÜRK


+ Cevap Yaz

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bookmarks

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •